Category Archives: Aktüel

Prodigital Dijital Baskı Makineleri

Lidya Grup Yönetim Kurulu Danışmanı Rıza Başoğlu: “Çözüm yüksek motivasyonda”

Rıza Başoğlu: “Her zaman pozitif düşünmeliyiz. İnanç ve motivasyonumuzu kaybetmeden çalışmaya devam etmeliyiz. Bu ülkenin büyüme mecburiyeti vardır. Demotivasyona asla kapılmamak gerekir. Yenilik ortaya çıkarmanın yolu yüksek motivasyondur, bu süreçten çıkmanın da anahtarı yüksek motivasyondur”

 Dijital Teknik olarak Lidya Grup Yönetim Kurulu Danışmanı Rıza Başoğlu ile SIGN İstanbul 2018 Fuarı’nda bir söyleşi gerçekleştirdik. Uzun yıllardır iş dünyasının içinde olan Rıza Başoğlu’nun tecrübe ve bilgi birikiminden istifade etmeye çalıştık. İçinde bulunduğumuz piyasa koşulları, yapılması gerekenlerle ilgili birkaç soru yönelttik.

Lidya Grup olarak çok büyük bir stand alanı ve makine grubu ile SIGN İstanbul Fuarı’na katıldınız. Öncelikle içinde bulunduğumuz piyasa koşulları ile başlamak istiyorum. Piyasalar nasıl bir pozisyon içinde?

Rıza Başoğlu: Öncelikle şunu iyi bilmeliyiz, Türkiye çok büyük bir ülkedir. İçinde bulunduğumuz piyasa koşulları da gelip geçicidir. Çok büyük yatırımlarla SIGN İstanbul Fuarı’na katıldık. Milyon doları aşan rakamlara sahip makineler grubumuzu sergiledik. Her makine satılmak için getirilir. Ancak şu anda finansal enstürmanların daralması ve kaynak sıkıntıları çok büyük yatırımların yapılmasını imkansız hale getiriyor. Ancak unutulmaması gereken konu şudur ki, iş hayatı devamlılık arz eder. Lidya Grup olarak önemli değerleri bünyemizde barındırmaktayız. Örneğin bizim için fuarlar, sadece ürünlerin satıldığı platformlardan ziyade, üreticiler ile tüketicilerin buluştuğu, kullanıcıların vizyonlarını geliştirdiği, yeni yatırım alanlarının yönlendirilmesine fırsat verdiği için alanlardır. Biz standımızda Türkiye distribütörü olduğumuz uluslararası markaların en son teknoloji makinelerini standımızda sergiledik. Bu katma değeri yüksek makinelerle sektöre ve yatırımcılara dünya baskı piyasasının hangi yönde olduğunu göstermek istedik. Yine, yatırım kararlarında hangi konulara dikkat etmeleri gerektiğini vurgulamaya çalıştık.

İçinde bulunduğumuz piyasa koşullarıyla ilgili olarak sizin de müşterilerle sohbetleriniz olmuştur. Bu noktaya nasıl gelindi? Bundan sonrası için ne tür adımlar atılmalı?

Rıza Başoğlu: Söyleyeceğim ifadeler, hem kamu hem de özel sektör için geçerlidir. Yanlış politikalar, şirket ise şirketleri, ülke ise ülkeleri dar boğaza sokar. Türkiye son yıllarda kolay kazancın esiri oldu. Türkiye üretim esaslı ekonomisini, tüketim esaslıya çevirdi. Sadece devlet değil, sokaktaki vatandaş bile kazancından daha fazlasını tüketmeye yöneldi. Tüketim alışkanlığı arttıkça mevcut gelirlerinizle bir zaman sonra karşılayamaz hale gelirsiniz. Daha sonra borcu borçla çevirmeye başlarsınız. Diğer taraftan tüm dünyada belli alanlarda küçülmeler var. Böyle bir dönemde üstüne küresel krizler eklendiğinde daha fazla sorunlar ortaya çıkıyor. Türkiye bugüne kadar çeşitli krizler gördü ve yaşadı. Bu yaşanan krizler her seferinde bizlere bir ders vermeliydi. Ama bizler çabuk unutuyoruz. Duymak istediklerimizi duyduğumuz zaman gerçeklerle bağımızı kopartıyoruz. Ben şunu ifade etmek isterim. İnsani değerlerimizi kaybetmeye başladık. Yine Türk insanına ait paylaşımcı değerler erirken, bencillik üst düzeye çıktı. Bu hırs bizlere çok şey kaybettirmeye başladı. Türkiye’nin son 25 yıldır yaşadığı en büyük sorun kalite ve verimliliktir. Bu değerlerden de uzaklaştık. Aslında kaynakların azaldığı bir dünyada kalite ve verimliliğinizin üst düzeye çıkması gerekir. Zamanla üretmek yerine daha çok tüketen bir topluma dönüştük. Herşeyi zaten siz üretemezsiniz. Stratejik olarak zaten üretmemeniz de gerekir. Örneğin içinde bulunduğumuz baskı sektörü üretime müsait bir yapı değil. Üretilemez mi derseniz, üretilir ancak anlamsız ve verimsiz bir yatırım olur. Bugün bu teknolojiyi Almanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerde üretmiyor. Bu teknolojiler bir yana, biz tarım konusunda da ithalat ağırlıklı çalışmaya başladık. Biz bahsettiğimiz yıllarda tarım ve hayvancılık politikalarını ihmal ettik. Bunların sonucunda her şeyi ithal eden bir ülke haline geldik. Bu söylediklerimi eleştirmek amacıyla ifade etmiyorum. Ülke olarak pozitif düşünceye alışmalıyız. Sürekli olumsuzlukları konuşmaktan ziyade, olumlu hale çevirmenin arayışında olmalıyız. Olumsuzluklar sadece tecrübe için konuşulmalıdır. Geleceğe bakarken, geçmişte yaşananları sadece değerlendirme aracı olarak kullanmalıyız. Dolayısıyla geçmişe takılmaktan ziyade sadece ders almak için bakmalıyız. Bunun için her bir ülke ferdinin ve şirketinin vizyonlarının olması gerekir. Çünkü ülkemizin geleceği son derece parlaktır. Bu anlamda hem kamunun hem de özel sektörün iyi yönetilmesi şarttır. Dolayısıyla topyekün bir seferberliğe ihtiyaç var. Tüm kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör, üniversiteler ülkeyi nerede görmek istiyorlarsa buna ait stratejiler ve vizyonlar geliştirmeli ve hayata geçirmelidir.

Orta ve küçük ölçekli işletmelerin bütün gün krizi konuşarak birşeyleri düzeltebileceği kanaatinde değilim. Her bir şirketin geleceğe dönük vizyonları olmalıdır. Genç bir nüfusa sahip olduğumuzla övünüyoruz, bu genç nesile yeni iş alanları oluşturmalıyız. Buradan bakıldığında da yine üretim konusuna geliyoruz. Türkiye bu genç nüfusu ile Avrupa’nın üretim üssü olabilir. Bu üretimi yaparken de, belirlediğimiz vizyonlarla kalite ve verimlilik esaslı çalışmalar içinde olmalıyız. Kolay kazanç için kaliteden ve verimlilikten taviz vermek yerine, kalite ve verimliliğimizi artırarak dünya markaları oluşturmalıyız. Şirketin kazançlarını yarınları düşünerek içinde tutmaları gerekir. Gayrimenkul yatırım kazançlı gibi görülse de, bugün gayrimenkulün değer etmemesi nedeniyle isteseler de bu değerleri sermayelerine ekleyemiyorlar. Dolayısıyla iş hayatı gayrimenkul kazandırabilir ama gayrimenkuller iş hayatı kazandıramaz. Bu nedenle kazanımlarını taşınmazlarda tutmak yerine, hızlı dönebilen cari varlıklarda tutmaları daha doğru bir yatırım tercihi olacaktır. Gayrimenkulde bir yatırımdır. Ancak tüm kazanımlar aynı noktada olmamalıdır. Hisse senedi, fon, tahvil gibi farklı yatırım sepetleri vardır.

Lidya Grup bu dönem içinde nasıl bir aksiyon planı içinde olacak?

Rıza Başoğlu: Biz Lidya Grup olarak, fuara büyük yatırımlarla yeni makineler getirdik. Türkiye’nin büyümeye ihtiyacı var. Bu pazarın da bu teknolojiye ihtiyacı var. Tüm iş ortaklarımıza, bu teknolojik değişim ve dönüşümü göstermek için gece gündüz çalışıyoruz. Krizin etkilerini minimize etmek için de, üzerimize düşenleri yapmak için gayret gösteriyoruz. Lidya Grup bugüne kadar yatırımcıya kendi öz kaynaklarıyla çok büyük destek sağladı. Döviz ile ithalat yaptığımız için belirli projelerimizde daha kısa vadeli TL bazında ödeme imkanları sunmaya devam ediyoruz. Zamanla bazı şeyler yerli yerine oturacaktır. Bizlerde mevcut kaynaklarımızı doğru kullanmak adına bazı önlemler aldık. Ben bu noktada dövizle işi olmayanların döviz kullanmasını doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum. Leasing ile ilgili alınan kararların tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yatırımcı güvenli limanda olmak ister. Bu güveni yurt içi ve yurt dışı pazarlara tekrar kazandırmalıyız. Lidya Grup olarak hem yurt içinde hem de yurt dışında partnerlerimizle bu noktada gerekli paylaşımları yapmaktayız.

Sektörde birçok oyuncu var. Bu noktada sektörü büyütmek için sektör temsilcilerinin birbirleriyle daha fazla sinerji içinde olması daha faydalı olmaz mı?

Rıza Başoğlu: Sektör oyuncularının birbirleriyle bilgi paylaşması bu sektöre pozitif değer katar. Ancak bugüne kadar Türkiye’de hep kapalı sistemler tercih edildi. Bugün dünyada artık tek markalı yapılar yok. Dolayısıyla büyümek için açılımlara, bilgi alışverişine ihtiyaç var. Pazarın geleceği ile ilgili vizyon toplantıları yapılmalı. Burada elde edilecek kazanımlar, hem firmalara hem de sektöre olumlu değerler katar.

İçinde bulunduğumuz sürecin ne kadar süreceğini tahmin ediyorsunuz?

Rıza Başoğlu: Yaşadığımız bu süreç, biraz farklıdır. Son yıllarda Türkiye birçok yabancı yatırımcının tercihi oldu. Dolayısıyla ülkemizde yabancı yatırımcı düzeyi oldukça yüksek konumdadır. Özellikle Avrupa’daki yatırımcı da, ülkemizde kriz yaşanmasını istemiyor. Bu anlamda Türkiye’nin güvenli liman olduğunu bir kez daha göstermeliyiz. Bu kriz matematik hesabından kaynaklanmıyor. Bu biraz daha siyasal yaklaşımlarla belirlenecek. Yatırımcılar, bugünü, yarını, sonrayı görmek ister. El birliğiyle bu güveni tekrar tesis etmeliyiz.

SIGN İstanbul Fuarı’na gelen ziyaretçi sayısı geçen oldukça yüksekti. Sektörümüzde hem yatırım hem de teknolojik gelişmelerin izlenmesi açısından ilgi ve alaka devam ediyor. Sizin fuara ilişkin izlenimleriniz neler oldu?

Rıza Başoğlu: Krizler birer fırsatı da beraberinde getiriyor. Kriz ortamı sürekli devam etmeyecek. Kriz süresince iş yapmayalım diyemeyiz. Dolayısıyla bizim durma lüksümüz yok. Çünkü her şart ve ortamda yapılacak şeyler vardır. Önemli olan, bu enerjiyi bu ruhu kaybetmemek gerekir. O makineler çalışacak, üretecek ve ülkemiz eskisinden daha iyi bir noktaya gelecek. Bunu bir benzetmek ile açıklamak isterim. Otoyolda yüksek hızla giderken bir sise girdiğinizde hızınızı düşürürsünüz. Ancak yol almaya devam edersiniz. Ve bu sisli hava bir süre sonra dağılacaktır. Yine bu olumsuzlukları fırsat olarak görmek lazım. Bu ortamı yaşayanlar, daha fazla tecrübe ve bilgi birikimine sahip oluyor. Ben ülkemizde 4 kriz ortamı yaşadım. Her kriz bana birşeyler kazandırdı. Bu durum bizim daha fazla olgunlaşmamızı ve zorluklara karşı dayanıklılığımızı artırmamıza yardımcı olmaktadır. Dolayısıyla her olumsuzluğu da fırsat olarak görmeyi bilmek lazımdır.

Lidya Grup şirketi iç yapısında çok farklı departmanlarla hizmet vermektedir. Biraz bu yapılar ve işleyişleri hakkında bilgi verir misiniz?

Rıza Başoğlu: Bugünlerde en çok konuşulması gereken konuların başında yönetim teknikleri olmalıdır. Günümüzde iş yapma biçimi çok çeşitlendi. Mevcut koşullarda müşterilere daha iyi hizmet verebilmek için şirketlerin farklı departmanlara ihtiyaçları vardır. Her bir departmanın görev tanımları farklıdır. Gelecekte var olabilmek için başarılı bir organizasyon yapısına sahip olmak gerekir. Organizasyon yapıları dinamik olmalıdır. Şirketin, ürün gruplarının ve pazar şartlarının değişmesine göre güncellenmelidir. Lidya Grup bünyesinde hizmet verdiğimiz sektör, ürün ve alanlarla ilgili başarılı bir organizasyon yapısı uygulamaktayız. Böylece müşteri memnuniyeti düzeyimizi çok üst seviyelerde tutmaktayız.

Son olarak sektöre bir mesajınız var mı?

Rıza Başoğlu: Şunu söyleyebilirim; her zaman pozitif düşünmeliyiz. İnanç ve motivasyonumuzu kaybetmeden çalışmaya devam etmeliyiz. Bu ülkenin büyüme mecburiyeti vardır. Demotivasyona asla kapılmamak gerekir. Yenilik ortaya çıkarmanın yolu yüksek motivasyondur, bu süreçten çıkmanın da anahtarı yüksek motivasyondur.

CMYK ve LIYU International, dijital baskıda ihtiyaç duyulan son teknolojileri sunuyor

Oğuz Çetin: “Liyu sektörde ihtiyaç duyulan UV, solvent, LED, tekstil baskı makineleri üretiyor. Yani dijital baskıda gereksinim duyulan tüm makine grupları Liyu portföyünde bulunmaktadır”

 

CMYK Reklam ve LIYU International, SIGN İstanbul Fuarı’na katıldı. Dijital baskıya yönelik çok geniş bir ürün portföyüne sahip olan LIYU International firmasına ait çözümler sergilendi. Fuarın ardından Oğuz Çetin ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Bu yıl 20’ncisi düzenlenen SIGN İstanbul Fuarı’na katıldınız. İçinde bulunduğumuz piyasa koşulları çerçevesinde fuara ait izlenimlerinizi öğrenebilir miyiz?

Oğuz Çetin: Bu yıl ilk kez SIGN İstanbul Fuarı’na katılım gösterdik. Fuarda hem yurtiçinden hem yurtdışından pek çok misafirimizi ağırladık. Yeni ve farklı ürünlerimizi tanıttık. İç piyasadan gelen ziyaretçilerimize fuarda direkt tanıtımlar yapıldı ve hemen sonrasında da devam eden sıcak görüşmeler de ayarlandı. Bunlar bizim adımıza çok sevindirici oldu.

Fuara gelen yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ziyaretçi sayısı beklentilerinizi karşıladı mı? Satışa yönelik anlaşmalarınız oldu mu?

Oğuz Çetin: Fuara yabancı ilgisi belli ölçüde vardı. Daha ziyade Ortadoğu ülkelerinden katılım gözlemledik. Bizi bu fuarda ziyaret etmek isteyen Avrupalı müşterilerimiz de katılım gösterdi. Özellikle Almanya, İtalya ve balkan ülkelerinden yabancı misafirlerimiz vardı. Yurtiçinden gelen müşterilerimiz oldu ve başarılıydı. Ancak beklentilerimizle kıyaslandığında talepler umduğumuzun altında gerçekleşti. Gayet tabi fuardan direkt satışlarımız oldu fakat satış yoğunluğu yurtdışındaydı.

Fuar süresince hangi ürünlerinizi ziyaretçilerle buluşturdunuz? İlk kez sergilenen yenilikleriniz oldu mu? Bununla birlikte ziyaretçilerin ilgisini çeken makine veya ürünleriniz hangileri oldu?

Oğuz Çetin: Fuarda Liyu’nun tüm paket üretimlerini sergiledik. Bildiğiniz üzere Liyu, paket olarak sektörde ihtiyaç duyulan UV, solvent, LED, tekstil baskı makineleri üretiyor. Yani dijital baskıda gereksinim duyulan tüm makine grupları Liyu portföyünde bulunmaktadır. Biz de fuarda 8 ayrı makineyi ziyaretçilerimize tanıttık. İlk defa bu fuarda sergilediğimiz üç ayrı flatbed baskı makinesi fuarda oldukça ilgiyle karşılandı Platinium G-power modelleri ise yüksek hız arayan üreticilere yönelik tasarlandı. Bunun yanı sıra standımızda Platinum serisi solvent ve eko-solvent baskı makinelerimizi sergiledik. Piyasada solvent teknolojisinin miadını doldurduğuna yönelik yanlış bir algı var. Biz bu algının tersine solvent makine üretimine bir Ar-Ge ayırarak geniş yatırım yaptık. Bu kapsamda sektörün ihtiyaç duyduğu yüksek hızlı baskı taleplerine yanıt vermeye başladık. Rulodan ruloya UV baskı makinelerimizde teknolojik değişikliklerin tanıtımı yapıldı.

Sektörün ve ziyaretçilerin yatırım talebi sizce yeterli mi? Mevcut piyasa koşullarına yönelik olarak müşterilerinize ve yatırımcılara sunduğunuz özel avantajlar oldu mu?

Oğuz Çetin: Yerel para biriminin değer kaybetmesi en çok ithalatçı konumunda firmaları etkiler. Sektörümüz de genel itibariyle ithalatçı durumunda. Dolayısıyla olumsuz anlamda en çok etkilenen sektörlerden biriyiz. Firma olarak sene sonuna kadar çok özel bir kampanya yaptık ve döviz fiyatları üzerinden çok özel indirimler uyguladık. Şu anda yatırım için çok ideal zaman diye düşünüyoruz.

Fuardan aldığınız izlenimler doğrultusunda önümüzdeki aylara ilişkin nasıl bir beklenti içindesiniz? Bu anlamda atacağınız yeni adımlar olacak mı?

Oğuz Çetin: Fuarda gördüğümüz kadarıyla ürünlere ilgi yoğun ve beğeni üst düzeyde. Sektördeki aktörlerin ihtiyaçlarına tam olarak hitap eden bir portföyümüz var. Müşterilerin açısından bakılınca bu ürünlere ihtiyaç var, sadece yatırımı erteleme söz konusu. Döviz kurlarında bir durulma oluşunca ertelenen yatırımların gerçekleşeceğini düşünüyoruz. Ayrıca firmamızın yaptığı yeni kampanya kapsamında bir hareketlenme olacağını düşünüyoruz.

İthalat ağırlıklı bir sektör içindeyiz. Döviz kurlarındaki dalgalanma hem firmalara hem de kullanıcılara yansıyor. Bu noktada sizce neler yapılabilir? Sektörümüz bu dalgalanmadan en az etkilenecek hale nasıl gelebilir? Kimler nasıl önlem almalıdır?

Oğuz Çetin: Biraz önce bahsettiğimiz üzere bu sorunlar sektörün kendi dinamiklerinden kaynaklanmıyor. Sektörde bir daralma, ürünlerde ar-ge problemleri, müşteri taleplerine hitap edememe gibi sorunlarla karşılaşmıyoruz. Tamamen kur etkisiyle karşı karşıyayız. Kurda stabiliteyi ise sektör aktörleri sağlayamaz. Bu sorunlar makro düzeyde, dolayısıyla makro ekonomik tedbirlerle düzeltilebilir.

Son olarak sektöre vermek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Oğuz Çetin: Yaşanan durgunluk sektördeki aktörlerin yanlışlarından kaynaklanmıyor. Bu durumda aktörlerin kendilerini sorgulamalarını gerektiren bir durum yok. Yakın zamanda ülke geneli ekonomik göstergelerde düzelmeye bağlı sektörde de iyileşme görebileceğimizi düşünüyoruz. Sektördeki tüm meslektaşlarımıza daralan bu pazarda motivasyonlarını yüksek tutmalarını ve geleceğe dair ümitli olmalarını temenni ediyoruz.

Dijital Teknik Eylül Sayısı Çıktı