Category Archives: Yazarlar

Prodigital Dijital Baskı Makineleri

Pazarlama vaar, pazarlama var!

Prof. Dr. İsmail Kaya  

Başka şeyler yakıştırılsa da pazarlama öyle bir iş ki, hemen hepimiz bunu, hem de bebeklikten başlayarak ömür boyu yapıyoruz. Hemen her an, her yerde, her vesileyle birilerinin dikkatini çekmeye, onlara bir şeyler vadetmeye, kalblerinde yer edinmeye ve böylece istediğimize sahip olmaya, dilediğimizi yaptırmaya çalışmıyor muyuz?

Hepimiz birilerine onların bizden istediklerini veriyor, karşılığında biz de kendi arzuladığımızı ondan almıyor muyuz? Veya arzumuza kavuşmak için önce yatırım yapıyor, bedelini ödüyor, sonra istediğimizi ara ara tahsil etmiyor muyuz?
Evet, hepimiz yapıyor, yapmadan duramıyor, yaptıkça keyif alıyor, kendimizi iyi hissediyoruz.

Ve herkes, bunu en az başkaları kadar iyi yaptığını düşünüyor, kendine ve performansına toz kondurmuyor. Ama, kendi başına kaldığında başkalarının bu işi kendisinden daha iyi yaptığını da itiraf ediyor. Yani, daha fazla tatmin ve daha fazlasını istiyor. 

Maymunların Çilesi…

Mehmet Ali Özbudun

Mehmetali.ozbudun@tg.com.tr 

Gündem “kart kurt” etmeye başladığında, medya şenleniyor. Ekranları dolduran tartışma programlarında, ilginç sahneler yaşanıyor. Vatan ve millet sevgisi kapsamında pozisyon almakta zorlananları, aslanlar gibi statükoyu savunanları izlerken, yıllar önce internet ortamında dolaşan bir hikâyeyi hatırlıyorum.

***
Çelik bir kafes. Kafesin ortasında bir direk, direğin tepesindeki şeffaf torbaya yerleştirilmiş bol miktarda taze muz.
Kafesin içine, beş tane yetişkin maymun alınır. Muzları fark eden maymunlar, direğe tırmanmak için fırsat kollamaya başlar. Ne var ki, direğe hamle yapan her maymuna, derhal tazyikli soğuk su sıkılır. Yaklaşık on beş dakika içinde, beşi de sırılsıklam olur. Cesaretini toplayıp muzlara yönelen olursa, tazyikli su tekrar devreye girer. İliklerine kadar ıslanan ve hırpalanan maymunlar, muzlarla ilgilenmekten vazgeçerler.
Bir süre sonra, maymunlardan biri dışarıya çıkarılır, onun yerine böyle bir tecrübeyi yaşamamış, ıslanmamış bir maymun kafese alınır.
Kafesin yeni misafiri, diğerlerine şöyle bir göz bir gezdirir ve muzlara doğru yönelir, ancak tam direğe tırmanacakken, kafesin kıdemli ve ıslak maymunları, onu yaka paça aşağı çeker ve bir güzel döver. Maymun, her atağında aynı şekilde tartaklanınca, çareyi muzlardan feragat etmekte bulur ve bir köşeye siner.
Nöbet değişimi devam eder. Tazyikli suyun dehşetini yaşamış olan ıslak maymunlar, yerlerini birer birer yeni maymunlara bırakır. Her yeni gelen, tıpkı bir önceki gibi, muzlara dokunulamayacağını kavrayana kadar, hemcinsleri tarafından kıyasıya dövülür.
Nihayet, beş tane yeni maymun, muzlara ulaşılamayacağını öğrenir.
Kısacası..
– Burada işler böyle gelmiş, böyle gider, sakın ola değiştirmeye kalkmayın, bedel ödersiniz!
***
İsterseniz, hayal gücümüzü işletip, biraz spekülasyon yapalım ve soralım.
Sizce..
-Kafesin ilk sakinleri olan ıslak maymunlar, neyi simgeliyor?
-Islanmadığı halde, dayak ve mahalle baskısı sebebiyle muzlardan vazgeçen ve statükoyu savunan maymunlara ne demeli?
Hepsinden önemlisi..
– Senaryoyu kim yazıyor? Maymunları kim ıslatıyor? Rolleri kim dağıtıyor?

***
Bendeniz, bu ve benzeri soruların cevaplarını bir türlü bulamıyorum.
Ancak..
Şimdilerde olduğu gibi, ülke olarak kritik bir kavşağa geldiğimizde, tuzaklarla dolu bir labirente ya da bir kafese kilitlendiğimizi düşünüyorum.
Acaba neden?
Sahi.. Siz ne durumdasınız?

Satıyoruz, satacağız

Prof. Dr. İsmail Kaya

Herkesin her şeyi arayıp bulabildiği, genç-yaşlı ahalinin ekranlardan ayrılamadığı, yeni nesil pazarlamacıların ve sosyal medyanın kol gezdiği, internet satışlarının hızla arttığı bir dünyada, bir yandan da, “satıcı” ve “satışçıların” yeri ve rolleri, internetin, aracı, satıcı ve satışçılığa etkileri de tartışılıyor.

Bizde kimin satışçı, kimin neci olduğu, kimin kayıtlı kimin kayıtsız çalıştığı bilinmiyor. Ama ABD’de nüfusun dokuzda birinin satış mesleğinde olduğu ve üstelik bu rakamın son on yılda hiç değişmediği biliniyor. Yani, orada, henüz satışçılıktan bir kaçış görülmüyor. Buna mukabil, satışçılıkta ciddî değişimler yaşanması gerektiği üzerinde duruluyor.
Ahalinin satışçılığı ve satışçıları algılaması hâlâ hastalıklı. Satışçılara yakıştırılan olumsuz ve kötü yaftalar kolay silinecek cinsten değil. Satıcılar ve satış elemanları hâlâ sakınılacak insanlar kategorisindeler.
Çok satan satışçılık kitaplarıyla ünlü Daniel Pink, bir “kelime bulutu” analizine dayanarak, satış ve satışçı kelimelerine yakıştırılan çağrışımlarda kullanılan sıfatların dörtte üçünün “tâcizkâr, itici, aşağılık, iğrenç, samimiyetsiz” vb. derecesinde olumsuz ifadelere kadar uzanabildiğini, sıfatların ancak dörtte birinin daha yumuşak ve olumlu görüldüğünü söylüyor. (“Seksenler” dizisindeki “Butik Ali”ye hangi sıfatları yakıştırdığınızı hiç düşündünüz mü?)
Çalışanların geri kalan onda dokuzunun da satışla ilgili işler yaptığını iddia eden, Pink, 7.000 kişiye, “Sizce, işinizin ne kadarlık bir bölümü, insanları elindekileri bırakıp başka bir şey yapmaya, ona önerdiklerinizi kabul etmesi için onları iknâ ve inandırmaya çalışmakla ilgilidir?” sorusunu yöneltmiş. Çalışanların zamanlarının % 41’ini (yani, saatte 24 dakikayı) “satış türü” bir faaliyete harcadıkları ortaya çıkmış.

“İşte budur! Sevelim ya da sevmeyelim, hepimiz, satış işindeyiz ve görevlerimizin büyük bir bölümünde insanları iknâya, düşündüğümüzü düşündürmeye, bildiğimize inandırmaya, onlara bir şey satmaya uğraşıyoruz” diyor.

Sözün özü şu ki, bu iş, bu meslek, hepimizin işinin bir parçası. Bazılarımız yakasında satışçı rozetiyle çalışsak da, işimiz, yaşımız, mesleğimiz ne olursa olsun etkili satışçılar olmak zorundayız.

Mesele, arkasından iyi şeyler söylenenlerden olabilmekte…